ÇAY KAHVE KEYFİ

ÇAY KAHVE YANINDA KEYİFLE YENEN TATLI VE TUZLULAR,KONUŞULAN KONULAR

True-Blue’da Brunch Ocak 16, 2012

Filed under: Genel — caykahvekeyfi @ 14:58

Dün sabah arkadaşlarla, Ocak ayı ortasında güneşi yakalamışken bir kahvaltı keyfi yapalım dedik. True Blue Fenerbahçe’de açık büfe kahvaltıya rezervasyon yaptırmışlar, sabah 10:00′da buluştuk.

 

Fenerbahçe henüz hareketlenmediği için araba parkı sorun olmadı, zaten True Blue’da vale parking hizmeti de varmış. Gerçi ben park yapılmaz dubalarını kendim kaldırıp, sonra kendi kendime park ettikten sonra vale arkadaş arabamın anahtarını teslim almaya geldi …Dedim ki, arabamı park ettim,park etmek için koyduğunuz bariyerleri kucaklayıp taşıdım, şimdi anahtarımı neden size vereyim? Ne kadar kötü bir uygulama…”eğer illa istiyorsanız, ben gidip yan taraftaki otoparka bırakacağım” deyince, çattık belaya tavrı ile beni ve arabamı, anahtarları bende bırakarak terk etti:)

Kahvaltılıkların dışında küüçük masada, kahvaltı değil de brunch olmasını sağlayacak türden zeytinyağlılar olan, en diptede tatlı çeşitleri konmuş olan masalarda ağız tadıma uygun pek bir şey bulamadım:( Tatlı konusunda da pek huysuz değilimdir, içinde şeker olan herşey kabulümdür derdim ama 8-9 çeşit tatlı içinde birtek muhallebi ve biskuvi karışımı tatlı ile nutella dışında yiyecek bir tatlı bulamadım:(

Birde mekanın tam orta yerinde içeriye sonradan dahil edilen bölümün kot farkı  da ben dahil ben oradayken gördüğüm 3 kişinin tökezleyip uçmasına neden oldu. Neyse kimse düşmedi ama bu düşmeyeceği anlamına gelmiyor. Özellikle yaşlı birileri için son derece tehlikeli. Bizim masadakiler oradaki yetkiliye bu sorunu dile getirince, ilginç bir yorum aldık; “insanlar yürürken basacakları yere bakacaklarına etrafı seyrediyorlar, biz ne yapalım”…işte yurdum insanı cevabı!

 

SADELEŞMENİN KURALI Aralık 8, 2011

Filed under: hikayeler — caykahvekeyfi @ 14:39

“Hayatınızı ayrıntılarla israf ediyorsunuz…

Basitleştirin, basitleştirin.”  

Henry David Thoreau

Zen alışkanlıklarında, sadeleşmekten cok sık söz ederiz. Sahip olunan ne varsa

–mal, mülk, eşya, ıvır zıvır, dağınıklık

- sadeleştirmek ve ihtiyaç duyulan ne varsa sadeleştirmek.

Peki televizyonun fişini çekip de kendinizle baş başa kaldiginizda ne yapacaksiniz?Sadelesmenin en yanlis anlasilan kismi budur: Sadelesmenin her seyden el ayak cekip bir boslugun ortasina yerlesmek oldugu dusunulur. Sadelesmenin bizi sikici, eglenceden yoksun bir hayata mahkum edecegi zannedilir. Amac asla bu degil ki!!!

Sadelesmenin gercek maksadi ve ilk kurali elzem olani tanimlamaktir; gercekte neyi sevdigini, senin için asıl neyin önemli olduğunu bulmandır. Sonra da dikkatini dağıtan başka ne varsa hayatından çıkarırsın, sadece gerçekten önemli olanlara odaklanırsın.Hayatımızda o kadar inanilmaz bir kalabalık var ki; kendi eşyalarımızdan, her gün çesitli vesilelerle uğradığımız bilgi bombardımanına ve maruz kaldığımız duygusal ve görsel karmaşaya kadar korkunç bir kalabalıkta yaşıyoruz. Sonuç mu? Kendimizi, gerçekte bizim için hiçbir anlamı olmayan bir yığın işi yaparken buluyoruz.

Sokrates der ki, “Sorgulanmayan hayat, yaşanmaya değmez.” Her kosulda, hayatımızı sadeleştirmek istiyorsak önce hayatımızı sorgulamamız gerekecek, daha dogrusu iyice bir incelememiz. Hayatta benim icin gerçekten önemli olan ve hayatıma değer katan ne var? Bu sorunun cevabını biliyorsaniz, sadeleşmeniz çok kolaylaşır.

Elzem olanı nasıl bulacağımıza bir bakalım; neyi seviyoruz, neyi önemsiyoruz, bunlar sadeleşmemize yardım eder:

1- Benim icin en önemli şey ne? Ne yapmaktan hoşlanıyorum? Herkes kendi cevabını verecek. Bana göre çok basit cevabı: ben eşimle ve çocuklarımla olmayı seviyorum, yazmayı seviyorum, okumayı seviyorum, başkalarına yardım etmeyi seviyorum. Belki siz bisiklete binmeyi seviyorsunuzdur ya da müzik dinlemeyi ya da başka herhangi bir şeyi. Önce bu sorunun cevabını bulun.

2- Hayatımda sürekliliği olan şeyler neler; her ay, her hafta, her gün yaptığım ne var ve bunların hangisi benim icin gerçekten önemli? Aksamları çocuklarla bara takılıyorsanız ve sizin için o kadar da önemli bir eylem değilse, sizin için asıl önemli olan şeyi yapmanıza engel oluyor demektir. Demek ki bara takılmak sadeleştirmeye aday olabilir. Bu bakış açısıyla yaptığınız her şeyi inceleyin.

3-Eşyalar: Aynı soruyu sahip olduğunuz bütün eşyalar için de sorabilirsiniz. Onları gerçekten seviyor musunuz? Hepsi de gerçekten elzem mi? Tıkanırsanız, düşüncenizi netleştirecek şu soruyu sorun: Evim yanarsa, yeniden almak isteyeceğim birkaç sey ne olurdu? Geri kalanından kurtulun gitsin. Çünkü hayatınızda kalabalık ediyorlar ve stres yaratıyorlar.

4-Başka her şey: Aynı kavramı hayatınızdaki başka her şeye uygulayabilirsiniz; işiniz, her gün okuduğunuz gazeteler, izlediğiniz diziler, hayatınızdaki insanlar. Hangisi elzem, hangisini seviyorsunuz, hangisine önem veriyorsunuz, bulun ve geri kalanından kurtulun.

Sadeleşmek bombos bir hayat yaşamak demek degildir. Yaşanacak alan yaratmak demektir.

 

Zübeyir Aralık 1, 2011

Filed under: Genel — caykahvekeyfi @ 14:33
Tags: , , , , ,

Dün gece Beyoğlu’nda Zübeyir ocakbaşındaydım, 15 yıl Beyoğlu ocakbaşında çalıştıktan sonra ayrılıp kendi mekanını açan Zübeyir Usta’nın yeri.

Çok lezzetli ve ilk kez duyduğum tatlar denedim. Mesela tarak diye bir et servis ettiler, pirzolanın dövülmemiş hali imiş!Sonra ciğerkebap, bu da ilk kez denediğim bir lezzet, çok başarılı idi.

Pirzola delisi olan ben bu lezzete bayıldım. Mekan 2,5 katlı, ilk iki katta ocakbaşı var,yalnız ocakbaşında yerayırtmak için çok önceden plan yapıp, rezervasyon yaptırmak gerekiyor.

Etler çok lezzetli, çiğ köftenin acısı yerinde, mezeler nefis. Gerek servisi gerek menüsü ile kaliteli ocakbaşı aradığınızda tereddütsüz gidebileceğiniz bir yer.

Duvarlarda mekanı ziyaret eden müdavimleri görüyorsunuz, Uğur Dündar, Mustafa Sarıgül, Mustafa Erdoğan…

Adres: İstiklal caddesi. Bekar sokak.No:28 Beyoğlu

Tel:0 212 293 39 51

 

HİNT FELSEFESİNİN 4 KURALI Kasım 29, 2011

Filed under: hikayeler — caykahvekeyfi @ 16:32

KURAL 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur,… hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.

 

KURAL 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz.

‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

 

KURAL 3: ” İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.

 

KURAL 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.

 

Da Mario Kasım 22, 2011

Filed under: Genel — caykahvekeyfi @ 14:19
Tags: , , ,

İstanbul’un ilk İtalyan restoranı.Güney İtalya konseptiyle hizmet vermekte. Menüsünde taze ev yapımı makarnalar, odun fırınında pişen pizzalar ve zengin şarap seçenekleri yer alıyor.

Dün gece çok sevgili canım arkadaşımın doğumgünü için Da Mario’daydık. Pizza mı, makarna mı, et mi yesem derken, menüde risottolar gözüme takıldı. İyi ki takılmış:) Deniz mahsüllü risotto hem enfesti hemde çok doyurucu.

Önden, yemekler gelene kadarceviz ve siyah üzümle renklendirilmiş bir penir tabağı ve italyan chianti şarapla sohbete başladık.

İyiki ara sıcak almamışım, gelen risotto tabağı deniz mahsüllü risottodan çok deniz mahsülleri tabağı + risotto formatındaydı.

Güzel bir servis, iyi bir yemek, kaliteli şarap isteyenler için yılların eskitemediği Da Mario, ideal bir tercih. Tavsiye ederim…

Adres: Dilhayat Sok. No:7 Etiler

Tel:+90 212 265 15 96

 

KIRIK CAM TEORİSİ Kasım 15, 2011

Filed under: hikayeler — caykahvekeyfi @ 13:48

“Olumsuzluklarla mücadeleyi nasıl başardınız?” sorusuna New York Valisi Giuliani’nin cevabı:

“Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırık olsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar.

Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”

Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyor. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Bunu anlayan New York polisi, önce küçük suçların peşine düşmüş. Metroya bilet almadan binenleri, apartman girişlerini tuvalet olarak kullananları, kamu malına zarar verenleri, hatta içki şişelerini yola atanları bile yakalayıp haklarında işlem yapmış.

Polis bu kararlılığıyla “Küçük müçük, bizim için hiç fark etmez; bu sokağın, metro istasyonunun veya mahallenin suç üreten bir bölge olmasına izin vermeyeceğiz. ” demiş.’Kırık Cam Teorisi’ ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969′da yaptığı bir deneyden ilham alarak geliştirilmişti.

Zimbardo, suç oranının yüksek olduğu, yoksul Bronx ve daha yüksek yaşam standardına sahip Palo Alto bölgelerine birer 1959 model Oldsmobile bıraktı.

Araçların plakası yoktu, kaputları aralıktı. Ve olup bitenleri gizli kamerayla izledi. Bronx’taki otomobil üç gün içinde baştan aşağıya yağmalandı. Diğerine ise bir hafta boyunca kimse dokunmadı.

Ardından Zimbardo ile iki öğrencisi ‘sağ kalan’ otomobilin yanına gidip çekiçle kelebek camını kırdı. Daha ilk darbe indirilmişti ki çevredeki insanlar (zengin beyazlar) da olaya dahil oldu. Birkaç dakika sonra o otomobil de kullanılmaz hale gelmişti.

“Demek ki” diyordu Zimbardo, “ilk camın kırılmasına ya da çevreyi kirleten ilk duvar yazısına izin vermemek gerek. Aksi halde kötü gidişatı engelleyemeyiz.

Anlaşılıyor, herhalde… İşe ilk kırılan camdan başlamak lazım. İlk kırılan cam bağımsızlık…
ve geciken adaletin adam sendeciliği oluyor.

p.s. Ertan Funda’nın facebook post’undan alıntı…

 

Şekersiz Kek-Diyet Kek-İki Kişilik Kek (6 DİLİM) Kasım 14, 2011

Filed under: tatlı — caykahvekeyfi @ 13:49
Tags: , ,

Malzemeler:

1 elma

1 yumurta

1 kahve fincanı buğday unu

1 kahve fincanı ceviz

tarçın

vanilya

1 kuru incir

1 çay kaşığı kabartma tozu

Yapılışı:

Malzeminin hepsini karıştırıp, 180 derecede pişiriniz.

Afiyet olsun…

 

KARARLAR BİRER KİBRİTTİR Kasım 1, 2011

Filed under: Genel — caykahvekeyfi @ 15:05

Adamın biri, Bilgeliğiyle ün salmış olan kralın yanına gider.
Krala şunu sorar:
‘Efendim söyleyin bana, hayatta özgürlük var mıdır?
Kral:
‘Elbette’ der, ‘Kaç bacağın var senin?’
Adam soruya şaşırarak:
‘İki’ der.
Kral:
‘Pekala, tek bacağının üstünde durabilir misin? ‘
‘Elbette’ diye cevap verir adam.
Kral:
‘O halde hangi bacağın üstünde duracağına karar ver’.
Adam biraz düşünür ve sol bacağı üstünde durmaya karar verir.
‘Tamam’ der kral
‘Şimdi öteki bacağını da kaldır.’
Adam şaşırır:
‘Bu imkansız kralım’ der.
‘Gördün mü? ‘ der kral
‘Özgürlük budur. Sen sadece ilk kararı almakta özgürsün. Ondan
sonrasında değil.’

 

TAVLA – SATRANÇ Ekim 19, 2011

Filed under: Genel,hikayeler — caykahvekeyfi @ 15:25

Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranç oyununu yanında bir mektup ile
hediye olarak Pers İmparatoruna göndermistir.
Mektubunda oyunla ilgili hiç bir açıklama yapmazken şöyle bir mesaj
yazmıştır;
*’Kim daha cok dusunuyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi goruyorsa O
kazanir. Iste hayat budur…’*

Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji
paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint
Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.
Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini
ve oyunu cozer, daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve  imparatora
sunar.
Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once tasarlanan
tavla oyunu, dunyanin en populer oyunlarindan biridir.
Zaman kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine
direnmesi son derece etkileyici.

- Senenin birligi olarak tavla bir tanedir;
- 4 kosesi 4 mevsimi,
- tavlanin icindeki karsilikli  6′sar hane 12 ayi,
- pullarin toplami ayin 30 gununu,
- siyah-beyaz pullar gece ve gunduzu,
- karsilikli 12′ser hane gunun 24 saatini simgeler…

Hint Imparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla
birlikte gonderilmek uzere soyle bir mesaj hazirlanir :
*’Evet, Kim daha cok dusunuyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi
goruyorsa O kazanir. AMA BIRAZ DA SANS GEREKİR. Iste hayat budur…*

 

Elmalı-Cevizli Philedelphia Kek – Gülen Teyze’den Ekim 17, 2011

Filed under: tatlı — caykahvekeyfi @ 14:05
Tags: , , ,

Malzemeler:

 2 Yumurta
 2 Su bardağı şeker
 2 Su bardağı un
 2 Tatlı kaşığı karbonat
 2 Tatlı kaşığı tarçın
 1 Paket vanilya
 1 Tutam tuz
 1/2 Su bardağı sıvı yağ
 1 Su bardağı iri dövülmüş ceviz
 4 Su bardağı kabuğu ile rendelenmiş ceviz

üstü için;

1 1/2 Su Bardagi Pudra Sekeri (Ince bir suzgecten gecirilerek ufak, ufak olan topaklar ezilir)
180 gm Philadelphia Cream Cheese
3 Corba Kasigi Tereyag
1/2 Paket Vanilya

Hepsi krem haline gelinceye kadar mixerda karistirilir ve kekin uzerine surulur.

Yapılışı: (daha fazla…)

 

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 439 other followers