Ayşenur’un Kavalası

Malzemeler ve Yapılışı:

200 gr badem

3 yemek kaşığı un

3 yemek kaşığı tereyağ

biraz tarçın

vanilya

Bademleri rondodan biraz irice çekip, yukarıdaki malzemeler ile kavurup, soğuması için kenara koyuyoruz.

1 çay bardağı pudra şekeri

200 gr tereyağ

aldığı kadar un(klasik kulak memesi kıvamı)

Bu malzemede karıştıktan sonra, üstteki soğumuş badem karışımı ile beraber hepsi karışacak. Sonra hamur , çay bardağı kullanılarak ay şeklinde kesilecek.

20 dakika 180 derecede pişirilecek ve afiyetle yenecek…

Reklamlar

TRATTORIA SERENZO, ARTISAHNE ve “SANAT”

Etiketler

, , , , , , , , ,

İki yeni mekanla tanıştım dün. Biri yeni bir tiyatro sahnesi Artı Sahne, diğeri aslında 5 senedir varolan ama benim arkadaşım sayesinde yeni keşfettiğim küçük, sevimli ve sıcak bir italyan lokantası Trattoria Serenzo.

Dün akşam Cihan Ünal, Can Gürzap ve Mutlu Güney’in oynadığı Gencay Gürün’ün sahneye koyduğu “Sanat” adlı oyun, Mecidiyeköy Torun Center’ın içinde yeralan Artısahne’deydi. Tiyatro ve sinema için ayrı bir otoparkın olması İstanbul’da park problemini düşündüğünüzde, Artı sahne’nin bir artısı:) Tiyatroya yada sinemaya gittiğinizde binanın içinde sadece tek bir mekan var o da Starbucks. Ama biraz yürürseniz Gayrettepe’de tahmin edemeyeceğiniz zenginlikte menüsü olan şirin mi şirin bir İtalyan lokantası ile karşılaşıyorsunuz! Tiyatro öncesi arkadaşıma sohbet edip, keyifle yemek yiyeceğimiz neresi olabilir diye sordum, dedi ki o işi bana bırak. İyi ki bırakmışım, biraz yürüdükten sonra, kendimi sanki İtalya’nın küçük bir kasabasında bir sokaktaki lokal bir trattoria’da gibi hissettim. Gittiğimiz saat yemek için ara bir saat olduğundan bizden başka kimsenin olmaması mekanın işletmecisi ve garsonu ile de sohbet imkanı sağladı. Meğer mekanın sahibi ve ahçısı İtalyanmış, Enzo, Serpil’in Ser’i ile birleşince olmuş Serenzo.

Menünün zenginliğini size anlatamam, yok yok! Ben karar vermekte zorlandım ve spesiallerini sorup, kestirmeden gitmeye karar verdim. Başlangıç için roka yatağında Burrata di Bufala, ahtapot carpacio ve ızgara kabak, patlıcan ile sarılmış ricotta peynirleri. Ardından Lunguine di Frutti di Mare (deniz mahsullü makarna) aslında iki kişilik ama risotto’yuda denemeden kalkmayalım deyince sağolsunlar yarım porsiyon servis etmeyi teklif ettiler, buna ragmen risotto fazla geldi. Menüde denenecek daha çok özgün tat var. İlk fırsatta tekrar gidip, özellikle Tiramisularını denemek istiyorum. Kapının hemen girişinde yeralan orgu yandaki fotoda göreceksiniz, mekan, canlı müzik yapılan bir gece, bir doğumgünü kutlaması yada bir departman yemeği için de ideal.

burrata di bufala

Adres: Vefa Bey Sokak. Say Apt. No:25/C, Gayrettepe, 34349 İstanbul

Telefon: +90 212 274 44 10

 

 

 

 

 

Lezzetle yenen bir yemek, hoş sohbet eşliğinde içilen şarap derken tiyatro saati geldi, 10 dakikada yürüyerek Artı sahne’ye geldik. Sanat isimli oyun, yüksek değerde bir sanat eserinin satın alınması ile sorgusu başlayan bir dostluğun irdelenmesi. Arkadaşlık nedir? neyi gerektirir? doğru ve samimi olmayı mı? yoksa biraz politik olmak şart mı? eleştirirken ne kadar ileri gidebiliriz? Önemli olan kişinin ne düşündüğümüdür yoksa arkadaşının ne hissettiği mi?

“Fransız roman, senaryo ve oyun yazarı Yasmina Reza’nın yaşadığı bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı oyunu, “Sanat,” sahnelendiği tüm zamanlarda ve ülkelerde büyük beğeni toplamış, keyifle izlenecek bir oyun. Başrollerini, tiyatronun üç usta ismi,Cihan Ünal, Can Gürzap ve Mutlu Güney’in üstlendiği oyun ilişkilerin ne kadar değerli ve hassas olduğunu gözlerönüne seriyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Hem İtalyan lokantasını hem oyunu.

Afiyet olsun ve iyi seyirler.

 

Muzlu Kek (Yumurtasız ve Sütsüz)

Etiketler

, , ,

Malzemeler:

1 adet büyük muz

1 çay bardağı toz şeker (ben biraz daha az koyuyorum)

Yarım çay bardağı zeytinyağ

1 çay bardağı sıcak su (kaynar olmayacak ama ılıktan daha sıcak olacak)

1 adet limonun kabuğunun rendesi

1 paket vanilya

1 paket kabartma tozu

1 çay kaşığı elma sirkesi

3 çay bardağı un

varsa parka çikolata (pakmayanın damla çikolatalarını kullandım)

Üzerini süslemek için;

Hindistan cevizi ve/veya tarçınlı pudraşekeri

 

Yapılışı: Okumaya devam et

Oyun Atölyesi

Etiketler

, , ,

Yıllardır Oyun Atölyesi’nde ne oynasa bilet alırım. Oyun öncesi Antre Cafe’de birşeyler yemek, oyun öncesi arkadaşlarla sohbet etmek, kahve keyfi yapmak pek hoşuma gider. Woyzeck adlı oyuna Ekim ayında internet sitelerinden bilet aldım. Bugün oyundan once arkadaşımla Antre Cafe’de buluşmak üzere randevulaştık, internetten aldığım biletleri fiziki olarak teslim almak için kapıdan giirişte gişe masasına adım attım baktım kimse yok. Kapının önünde çayları elinde iki kişiye gözüm takıldı ama ben içeri gişeye giderken ilgilenmeyince, belki seyirci belki café çalışanıdır diye düşündüm. Biraz bakındım, kimse ilgilenmeyince kapının önündeki iki kişiye yönelip, “gişe ile kim ilgileniyor biliyor musunuz?” diye sormak durumunda kaldım. Çayını yudumlayan kızlardan biri,”BEN ama sistem çalışmıyor” dedi!!! Ben de ” benim sistemlik bir işim yok, internet biletim basılmış olmalı, biletlerimi almaya geldim” dedim. Lakayıt bir tavır ile ve çay keyfini bozmuş olmamın verdiği sıkıntılı bir ifade ile masasına geçti. Ben ismimi söyledim Esra Nazlı Ercan…

Diyaloğun devamını anlatıyorum;

Gişe görevlisi Deniz: ” Biletinizi ne zaman almıştınız?”

Ben:”gününü hatırlayamıyorum Ekim ayında ladım, gerekiyorsa maillerimi açmam lazım”

Deniz: “Mailinize bakar mısınız?”

Ben:”biletimi bulamıyor musunuz? sorun mu var?”

Deniz:”bulamıyorum”

Bu arada mailden e-biletime ulaştım.

Deniz:”Bana Esra Nazlı Ercan demiştiniz, Nazlı Ercan mış!!!!”

Neyse ismimi fazla söylememin azarını işittikten sonra, bileti verirken, Lale kartımı gösterdim.

Deniz:”bu kartı bilet alımı sırasında girmeliydiniz” dedi

Ben defalarca oyun atölyesinden bilet almış bir tiyatro sever olarak, lale kart uygulamasını da yine gişeye sorup nasıl işlediğini öğrenmiş biri olarak, bu saçma tersleme muhabbetinde sabrımın sonuna geldim.

Dedim ki; “neden sizinle işler bu kadar zor hallediliyor…Bu arada sizin öğle saatiniz yada mola saatinizi mi işgal ediyorum?”

Deniz:”benim mola saatim yok, biz de insanız, bir molaya çıkmak benimde hakkım” diyerek sosyal haklarını benden zamanımı çalarak hakettiğini idda etmeye başladığında, işini sevmeden yapan bir kişinin işine ve müşteriye saygısızlığının bir örneği olarak Gişe memuru Deniz ile tatsız bir konuşmaya girdik. Maalesef Pazar günü olması asabiyle yetkili kimse olmadığından Antre cafe’yi işleten bir bey, tabiri caiz ise benim gazımı almak için anlattıklarımı dinledi. Umarım yönetime iletmesi ricamı gerçekleştirir.

Bunu bloğumda niye yazıyorum?

Çünkü, son zamanlarda dikkatimi çeken bir tavır bu. Hizmet satın aldığınız herhangi bir yerde sanki kişiden görevi olmayan birşeyi istiyormuşçasına bir tavır görüyorsunuz. Yıllarca hizmet sektöründe çalışan bir kişi olarak gerçekten anlayamadığım bir tutum bu. Evet işini sevmiyor olabilirsin ama o işin gereğini yapmak zorundasın. En azından yaşanan bu olayda, müşteri gişede bekliyorsa, içeri girip, sistem bozuk olduğu için işlem yapamıyorumu müşteriyi kime ne soracağını bilmeden orada bekletmeden söylemek, once insana saygıdır sonra da işine!!!

 

Neyin kafası bu kafalar?

Uzun zamandır dikkatimi çekiyor. Birşey soruyorum ve aldığım cevap sorduğum soru ile bağlantısız! Artık kendimden şüphe duyacak hale geldim. Yanlış mı soruyorum? Kendimi doğru ifade edemiyor muyum diye…Mesela geçenlerde bir arkadaşımla iksv’nin organizasyonu bir konsere gittik. Sakıp Sabancı Müzesi’de minder üstü keyif yapılacak bir ortam. Keyif yapacağız ama minderler eksik. Oradaki görevli arkadaşlardan birine, ilave minder olup olmadığını, varsa nereden alabileceğimizi soruyorum. Cevap şöyle geliyor: “etkinlik sohbetimiz anabinanın alt katında 19:00 da başlayacak, konser ise burada 20:30’da” !!!!!!!!!!!!

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

evet aynen cevap bu. Arkadaşıma dönüp bakıyorum, manidar bir gülüş ile bakışıma karşılık veriyor. Sonra yani ben afallamamı attıktan sonra, sorumu tekrarlıyorum, bu kez gramatik yapıyı hafif değiştirerek ve daha kısa , öz ve net…” yastık var mı?”

cevap tatminkar olmasa da soru ile ilintili bu kez:)

-“bilmiyorum”…

Bilmediğini bilmek de bir meziyet.

Ben arkadaşıma dönüp, “allahaşkına bende mi tuhaflık var, soru-cevap korelasyonu sıfır, nasıl bir şey bu” diye söylenirken, lafımı kesip, diyor ki…sen birde gel üniversitelerdeki dersleri gör. Sınav kağıtlarını okurken hayrete düşüyorum diyor.

Ne oldu bu topluma? herkesin kafası bu kadar mı dağınık? yoksa insanlar karşısındakini dinlemiyor mu? IQ seviyesimi düşüyor? NEYİN KAFASI BU?!?!?!?

15.İstanbul Bienali – İYİ BİR KOMŞU

Etiketler

, , , ,

İstanbul Bienal’inin 15.si…Cumartesi başladı, Kasım 12’ye kadar devam edecek. Ben bugün başladım 6 mekanın ilkini (Galata Özel Rum İlkokulu) gezmeye. İstanbul Modern’de de iyi komşu teması ile Kentsel Dönüşüm!!! denen aslında rantsal dönüşümün bağlantısını ortaya koyan saatler süren bir söyleşi vardı. Mahalleler Birliğinin üyeleri, Kentsel Dönüşüm’e boyun eğmeyen ve mücadelelerini kendi çabaları ile veren dernekler arasında babamın başkanlığını yürüttüğü Pendik Batı Mahallesi Dayanışma Derneği de yeraldı. Ne hikayeler dinledik. Nasıl zengin olmak uğruna (ki hepsi sonuçta fakirliyor ama bunu anlayana kadar işişten geçmiş, evler müteahhitlere kaptırılmış oluyor) komşusunu hiçe saydıklarını, iyi komşunun çıkarlar çatışana kadar İYİ olduğunu dinledik. Bunu bizzat zaten kendim de oturduğum apartmanda tecrübe ettim!!!

 

Düşündüm gerçekten iyi komşu kimdir?

  • İhtiyacınız olduğunda yardımınıza koşan mı?
  • Dedikodu yapmayan mı?
  • Anahtarınızı teslim edebileceğiniz mi?
  • Geceyarısı avaz avaz kavga ederek uykunuzu kaçırmayan mı? ( 13 sene bitişik komşumdan çekmiş biri olarak, Allah düşmanımın başına vermesin diyorum)
  • Karşılaştığında günaydın, iyi akşamlar, merhaba diyen mi?
  • Darda olduğunuzda kırkyıllık kahvenin hatrını unutup, aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyen mi?
  • Arabasını saygısızca parketmeyen mi?
  • Hatta gözünün önünde park yerinde arabana çarpıp sonra kaçan ve hiçbirşey olmamış gibi yüzsüzce davranmayan mıdır iyi komşu?
  • Güvenebileceğiniz bir yabancı mı?
  • Güvenemediğiniz bir tanıdık mı?
  • Huzurunuzu bozmayan mı?
  • Köpeğinin havlamasından evinizde kitap okuyamadığınız için evinizi satmanıza ve yeni bir yatırım yapmanıza neden olan mı?
  • Bu akşam mesaide kalmam lazım, bizim oğlan ben gelene kadar sende bekleyebilir mi diye sorabildiğiniz mi?
  • Müteahhitlerin akan salyalarına kaptırıp, çantacılarla bir olup, sizi satmayan mı?

Bienal Mekanları

İstanbul Modern — Pera Müzesi — ARK Kültür — Galata Özel Rum İlköğretim Okulu –Yoğunluk Sanatçı Atölyesi — Küçük Mustafa Paşa Hamamı

 

Okumaya devam et

19 Ağustos Cumartesi*Fırın Anatolia*Mısır*Ordan Burdan Şurdan

Etiketler

, , , , , ,

Ne zamandır birşeyler yazmadığımı düşündüm biraz evvel…Evimin arka sokağında açılan yeni nesil bir artizan fırınına –Fırın Anatolia– ekmeğimi almaya gittim, çantamda bu sabah arkadaşımdan ödünç aldığım Göbeklitepe kitabımda olunca, gitmişken oturup bir de çay içmeye karar verdim. Bu fırın açıldığından beri ekmeğimi buradan alıyorum, %100 çavdar ekmeğini sırf benim için üretiyorlar:) Birgün evvel arayıp sipariş veriyorum, taze ve istediğim kıvamdaki ekmeğim dedikleri saatte hazır.

Piyasada %100 çavdar üretilmiyor, bu fırına da ilk sorduğumda çok tıkıs, yoğun olur arasına çiya tohumu yada keten tohumu karıştıralım dediler, ben istemedim. İşlerini özenle ve sevgiyle yapıyorlar. ilk sipariş sonrası Erdin Bey, geribildirimimi rica etti, biraz daha pişirip kabuğunu biraz daha sertleştirebileceklerini, içini daha nemli yada kuru isteyip istemediğime göre ayarlayabileceğini söyledi. Kadıköy Ömerpaşa sokağa yakın oturanlara tavsiye ediyorum, sadece ekmekleri değil, tüm ürünler başarılı, glutensiz ürettikleri kırıkkırak tam çay yanına atıştırmalık.

Oturdum bir masaya, püfür püfür esiyor, çay yanında da kırıkkırak dedikleri gevrekten sipariş verdim. Elimdeki cep telefonundaki flightradar programından arada kardeşlerimin uçağını takip edip, yanımdaki kitabı okurken aklıma bir arkadaşım geldi, keşke dedim İstanbul’un öteki ucunda olmasaydı da ona alo deseydim, hadi kalk gel, beraber içelim çayımızı kıralım belini bir iki lafın diyebilseydim…Mesaj attım, kulaklarının kimden çınladığını bilsin diye:)

İki sayfa okudum, uçağa baktım, 10 sayfa okudum uçağa baktım ve saat 17:15 TK8060 Kahire’ye indi. Keşke turistik bir gezi için gidiyor olsalardı, ne güzeldir gezmek için uçmak ama sonra yuvaya dönmek. Minnoşlarım yaşamaya gidiyorlar, yeni bir düzene, yeni bir eve, yeni bir yaşama… 12 yıl önce İstanbul’dan İzmir’e gidişleri geldi aklıma, tuhaf bir duygu, insanın içini buruyor. İlk zamanlarda 15 günde bir Cuma gece uçağı ile İzmir’e uçup, Pazar geceyarısı dönüyordum. Sanıyordum ki bu geçici bir süre, 2 sene, 3 sene, bilemedin 5 sene. Değilmiş meğer, geçti 12 sene. Geçmekle kalmadı, 500 km mesafe çıktı 2.590 km.’ye!!

Bu sabah sevdiğim bir arkadaşımla kahvaltıya buluştuk, dün ablasının vefatının 3.yıldönümü idi, onunla sohbetimiz sırasında bizimkiler de uçuşun ilk etabını (İzmir-İstanbul arasını) tamamlıyorlardı. İçimin burukluğunu karşımda oturan arkadaşımın hüznünü düşünmek öyle bir sağalttı ki… Düşündüm; uzaklık sevimsiz ama katedilebilir bir uzaklık. İnsan alışıyor, uzaklığa, ayrılığa, güzelliğe, çirkinliğe, sevgiye, kaosa, v.s. Alışmak zorunda olduğumuz şeyler, güzellikten, mutluluktan yana olsun.

Güzel bir Cumartesi akşamı olsun.

Güzel başlangıçlar olsun.

Güzellikler hep daha fazla olsun.

 

KABİLELER- DAS DAS TİYATRO

Etiketler

, , , , , ,

Dün akşam arkadaşlarımla, Watergarden bünyesinde bu sene açılan DASDAS Sahne’de seyirci ile buluşan, Kabileler adlı oyuna gittim. Yeni nesil tiyatro salonlarına alıştım, Moda Sahnesi’nde olduğu gibi oyuncular ve seyirci daha bir yakın, daha içiçe. Watergarden eğlence ve yemek alanının içindeki Nostalji Sokağından devam edince DasDas Sahneye ulaşıyorsunuz. Sadece tiyatro oyunları değil, konser ve seminerler içinde kullanılan bir yer yaratmışlar.

Kabileler oyununa gelince; İkinci Kat’ın yeni oyunu günümüz iletişim sorunsalını çok farklı bir perspektiften çok farklı işleyerek ele almış.

Ağır çekimde büyük bir yemek masası etrafında oturmuş 5 kişilik bir aile yemeği sahnesiyle başlıyor hikâye. 20 li yaşlarda bir genç kız ve 2 erkek çocuk, çocuklardan biri agresif, aslında biri hariç ikisi de agresif, diğer erkek çocuk ise çok suskun, nedenini oyun ilerledikçe anlıyoruz. Yemek masasının arkasında kitaplarla dolu bir kitaplık, yan tarafta piyano… Akşam yemeklerinde operaya ya da dilin hayatımızdaki anlamına dair ‘derin sohbetlerin’ yapıldığı bir İngiliz ailesi… Konu ve konuşmalar herdaim bir kakafoniye dönüşmekte. Herkesin durmadan bağrıştığı, birbirini kah sofistike tespitler kah avam ifadelerle ağır eleştirdiği bir aile. Ve kimsenin kimseyi gerçekten dinlemediği…


Billy(Bariş Görenen); biyolojik olarak ailenin asıl duymayanı. Sağırlığı doğuştan, ama bu mükemmelliyetçi aile, uysal ve zeki oğullarının ‘sağırmış’ gibi yaşamaması için elinden geleni yapmış. İşitme cihazı ve dudak okumadaki maharetiyle iletişim halinde Billy. Ta ki anne-babası sağır olan ve kendisi de yavaş yavaş sağırlaşan, ‘sağır toplumu’ içinde belli bir konuma gelmiş olan Sylvia ile tanışana kadar…

Oldukça yorucu ama bir okadar da düşündürücü bir oyun Kabileler…

 

Nina Raine, 2010 yılında verdiği bir röportajında, bebek bekleyen sağır bir çiftin doğacak çocuklarının da sağır olmalarını istemesi üzerine kurulu bir belgeseli izledikten sonra bu oyunu yazdığını söylüyor.

Her ailenin , kendi geleneğini birbirine aktarmaya kilitlenmiş birer kabile olduğundan hareketle yazmış oyunu, Raine. Her bir karakteri ayrı ayrı ustalıkla yazılmış bir oyun, ‘Kabileler’. Aile, dil, toplum içindeki farklı cemiyetler, toplumdaki alt kimlikler, birbirimizi dinlemek, anlamak ya da yok saymak üzerine izleyicisinde yoğun hisler yaratan, insanın en ayırt edici özelliği olan iletişim kurma yetisinin nasıl hasar gördüğüne dair düşündüren bir oyun.

Bu sezon devam edecekler mi bilmiyorum ama seneye bence tiyatro listenize ekleyin derim:)

KABİLELER
Yazan:
Nina Raine
Yöneten: Sami Berat Marçalı
Oyuncular: İbrahim Halaçoğlu, Ayşe Lebriz Berkem, Haydar Köyel, Gülce Oral, Barış Gönenen, Tuğçe Altuğ
Süre: 120 dk.

Tüy Kalemler-Quills

Etiketler

, , , ,

Zamanla gelişiyoruz…MU?

Erdal Beşikçioğlu’nun başrolde oynadığı ve yönettiği, hatta başrolü Burak Sergen’den aldığı için sansasyonel bir promiyerle sezona giren Tüy Kalemler oyununu izledim. Unique Hall’da sahnelenen oyunda görüyoruz ki 18.yüzyıldaki düşünce yapısı neyse 21.yüzyılda da o!!!!quills-tuy-kalemler

Marquis de Sade, Fransız aristokrat ve filozof, oyun Marquis’in akıl hastanesindeki dönemini işliyor. Hastaneyi bir peder yönetmekte. Marquis’in aykırı kalemi ve erotik içeriğine sansür getirme yöntemleri akıl alır gibi değil.

Düşünceye yasak olur mu? Düşünmek neden insanlığı hep bu kadar korkutmuştur? Korku, insanlığa neler yaptırmış?

Düşüncelerini kağıda dökmesin diye once tüy kalemlerini elinden almakla başlayıp, yetmeyince kanı ile yazmayı engellemek için parmaklarını kesmek, yetmeyince…..

Devamı için oyuna gidin derim…

Erdak Beşikçioğlu kadar Saygın Soysal’ın oyunculuğu da çok etkileyici, dekor ve koreografi de çok başarılı.

Oyuna mutlaka gidin derim…

Ufak bir not: maalesef son zamanlarda pek popüler olan sahneden duman püskürtme bu oyunda da fazlasıyla kullanılmış, tavsiyem çok önlerden almamanız yönünde

Yazan:Doug Wright
Yönetmen: Erdal Beşikçioğlu
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik: Onur Yüce – Cem Deliormanlı
Oyuncular :Erdal Beşikçioğlu, Gökhan Soylu, Saygın Soysal, Melisa Şenolsun, Işık Erdoğan, Diren Yurtseven, Onur Eroluş, Buğra Orhan, Beril Öztarakçı, Sena Kelahmet,
Metehan Aktaş, Ceren Aydın