Neyin kafası bu kafalar?

Uzun zamandır dikkatimi çekiyor. Birşey soruyorum ve aldığım cevap sorduğum soru ile bağlantısız! Artık kendimden şüphe duyacak hale geldim. Yanlış mı soruyorum? Kendimi doğru ifade edemiyor muyum diye…Mesela geçenlerde bir arkadaşımla iksv’nin organizasyonu bir konsere gittik. Sakıp Sabancı Müzesi’de minder üstü keyif yapılacak bir ortam. Keyif yapacağız ama minderler eksik. Oradaki görevli arkadaşlardan birine, ilave minder olup olmadığını, varsa nereden alabileceğimizi soruyorum. Cevap şöyle geliyor: “etkinlik sohbetimiz anabinanın alt katında 19:00 da başlayacak, konser ise burada 20:30’da” !!!!!!!!!!!!

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

evet aynen cevap bu. Arkadaşıma dönüp bakıyorum, manidar bir gülüş ile bakışıma karşılık veriyor. Sonra yani ben afallamamı attıktan sonra, sorumu tekrarlıyorum, bu kez gramatik yapıyı hafif değiştirerek ve daha kısa , öz ve net…” yastık var mı?”

cevap tatminkar olmasa da soru ile ilintili bu kez:)

-“bilmiyorum”…

Bilmediğini bilmek de bir meziyet.

Ben arkadaşıma dönüp, “allahaşkına bende mi tuhaflık var, soru-cevap korelasyonu sıfır, nasıl bir şey bu” diye söylenirken, lafımı kesip, diyor ki…sen birde gel üniversitelerdeki dersleri gör. Sınav kağıtlarını okurken hayrete düşüyorum diyor.

Ne oldu bu topluma? herkesin kafası bu kadar mı dağınık? yoksa insanlar karşısındakini dinlemiyor mu? IQ seviyesimi düşüyor? NEYİN KAFASI BU?!?!?!?

Reklamlar

15.İstanbul Bienali – İYİ BİR KOMŞU

Etiketler

, , , ,

İstanbul Bienal’inin 15.si…Cumartesi başladı, Kasım 12’ye kadar devam edecek. Ben bugün başladım 6 mekanın ilkini (Galata Özel Rum İlkokulu) gezmeye. İstanbul Modern’de de iyi komşu teması ile Kentsel Dönüşüm!!! denen aslında rantsal dönüşümün bağlantısını ortaya koyan saatler süren bir söyleşi vardı. Mahalleler Birliğinin üyeleri, Kentsel Dönüşüm’e boyun eğmeyen ve mücadelelerini kendi çabaları ile veren dernekler arasında babamın başkanlığını yürüttüğü Pendik Batı Mahallesi Dayanışma Derneği de yeraldı. Ne hikayeler dinledik. Nasıl zengin olmak uğruna (ki hepsi sonuçta fakirliyor ama bunu anlayana kadar işişten geçmiş, evler müteahhitlere kaptırılmış oluyor) komşusunu hiçe saydıklarını, iyi komşunun çıkarlar çatışana kadar İYİ olduğunu dinledik. Bunu bizzat zaten kendim de oturduğum apartmanda tecrübe ettim!!!

 

Düşündüm gerçekten iyi komşu kimdir?

  • İhtiyacınız olduğunda yardımınıza koşan mı?
  • Dedikodu yapmayan mı?
  • Anahtarınızı teslim edebileceğiniz mi?
  • Geceyarısı avaz avaz kavga ederek uykunuzu kaçırmayan mı? ( 13 sene bitişik komşumdan çekmiş biri olarak, Allah düşmanımın başına vermesin diyorum)
  • Karşılaştığında günaydın, iyi akşamlar, merhaba diyen mi?
  • Darda olduğunuzda kırkyıllık kahvenin hatrını unutup, aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyen mi?
  • Arabasını saygısızca parketmeyen mi?
  • Hatta gözünün önünde park yerinde arabana çarpıp sonra kaçan ve hiçbirşey olmamış gibi yüzsüzce davranmayan mıdır iyi komşu?
  • Güvenebileceğiniz bir yabancı mı?
  • Güvenemediğiniz bir tanıdık mı?
  • Huzurunuzu bozmayan mı?
  • Köpeğinin havlamasından evinizde kitap okuyamadığınız için evinizi satmanıza ve yeni bir yatırım yapmanıza neden olan mı?
  • Bu akşam mesaide kalmam lazım, bizim oğlan ben gelene kadar sende bekleyebilir mi diye sorabildiğiniz mi?
  • Müteahhitlerin akan salyalarına kaptırıp, çantacılarla bir olup, sizi satmayan mı?

Bienal Mekanları

İstanbul Modern — Pera Müzesi — ARK Kültür — Galata Özel Rum İlköğretim Okulu –Yoğunluk Sanatçı Atölyesi — Küçük Mustafa Paşa Hamamı

 

Okumaya devam et

19 Ağustos Cumartesi*Fırın Anatolia*Mısır*Ordan Burdan Şurdan

Etiketler

, , , , , ,

Ne zamandır birşeyler yazmadığımı düşündüm biraz evvel…Evimin arka sokağında açılan yeni nesil bir artizan fırınına –Fırın Anatolia– ekmeğimi almaya gittim, çantamda bu sabah arkadaşımdan ödünç aldığım Göbeklitepe kitabımda olunca, gitmişken oturup bir de çay içmeye karar verdim. Bu fırın açıldığından beri ekmeğimi buradan alıyorum, %100 çavdar ekmeğini sırf benim için üretiyorlar:) Birgün evvel arayıp sipariş veriyorum, taze ve istediğim kıvamdaki ekmeğim dedikleri saatte hazır.

Piyasada %100 çavdar üretilmiyor, bu fırına da ilk sorduğumda çok tıkıs, yoğun olur arasına çiya tohumu yada keten tohumu karıştıralım dediler, ben istemedim. İşlerini özenle ve sevgiyle yapıyorlar. ilk sipariş sonrası Erdin Bey, geribildirimimi rica etti, biraz daha pişirip kabuğunu biraz daha sertleştirebileceklerini, içini daha nemli yada kuru isteyip istemediğime göre ayarlayabileceğini söyledi. Kadıköy Ömerpaşa sokağa yakın oturanlara tavsiye ediyorum, sadece ekmekleri değil, tüm ürünler başarılı, glutensiz ürettikleri kırıkkırak tam çay yanına atıştırmalık.

Oturdum bir masaya, püfür püfür esiyor, çay yanında da kırıkkırak dedikleri gevrekten sipariş verdim. Elimdeki cep telefonundaki flightradar programından arada kardeşlerimin uçağını takip edip, yanımdaki kitabı okurken aklıma bir arkadaşım geldi, keşke dedim İstanbul’un öteki ucunda olmasaydı da ona alo deseydim, hadi kalk gel, beraber içelim çayımızı kıralım belini bir iki lafın diyebilseydim…Mesaj attım, kulaklarının kimden çınladığını bilsin diye:)

İki sayfa okudum, uçağa baktım, 10 sayfa okudum uçağa baktım ve saat 17:15 TK8060 Kahire’ye indi. Keşke turistik bir gezi için gidiyor olsalardı, ne güzeldir gezmek için uçmak ama sonra yuvaya dönmek. Minnoşlarım yaşamaya gidiyorlar, yeni bir düzene, yeni bir eve, yeni bir yaşama… 12 yıl önce İstanbul’dan İzmir’e gidişleri geldi aklıma, tuhaf bir duygu, insanın içini buruyor. İlk zamanlarda 15 günde bir Cuma gece uçağı ile İzmir’e uçup, Pazar geceyarısı dönüyordum. Sanıyordum ki bu geçici bir süre, 2 sene, 3 sene, bilemedin 5 sene. Değilmiş meğer, geçti 12 sene. Geçmekle kalmadı, 500 km mesafe çıktı 2.590 km.’ye!!

Bu sabah sevdiğim bir arkadaşımla kahvaltıya buluştuk, dün ablasının vefatının 3.yıldönümü idi, onunla sohbetimiz sırasında bizimkiler de uçuşun ilk etabını (İzmir-İstanbul arasını) tamamlıyorlardı. İçimin burukluğunu karşımda oturan arkadaşımın hüznünü düşünmek öyle bir sağalttı ki… Düşündüm; uzaklık sevimsiz ama katedilebilir bir uzaklık. İnsan alışıyor, uzaklığa, ayrılığa, güzelliğe, çirkinliğe, sevgiye, kaosa, v.s. Alışmak zorunda olduğumuz şeyler, güzellikten, mutluluktan yana olsun.

Güzel bir Cumartesi akşamı olsun.

Güzel başlangıçlar olsun.

Güzellikler hep daha fazla olsun.

 

KABİLELER- DAS DAS TİYATRO

Etiketler

, , , , , ,

Dün akşam arkadaşlarımla, Watergarden bünyesinde bu sene açılan DASDAS Sahne’de seyirci ile buluşan, Kabileler adlı oyuna gittim. Yeni nesil tiyatro salonlarına alıştım, Moda Sahnesi’nde olduğu gibi oyuncular ve seyirci daha bir yakın, daha içiçe. Watergarden eğlence ve yemek alanının içindeki Nostalji Sokağından devam edince DasDas Sahneye ulaşıyorsunuz. Sadece tiyatro oyunları değil, konser ve seminerler içinde kullanılan bir yer yaratmışlar.

Kabileler oyununa gelince; İkinci Kat’ın yeni oyunu günümüz iletişim sorunsalını çok farklı bir perspektiften çok farklı işleyerek ele almış.

Ağır çekimde büyük bir yemek masası etrafında oturmuş 5 kişilik bir aile yemeği sahnesiyle başlıyor hikâye. 20 li yaşlarda bir genç kız ve 2 erkek çocuk, çocuklardan biri agresif, aslında biri hariç ikisi de agresif, diğer erkek çocuk ise çok suskun, nedenini oyun ilerledikçe anlıyoruz. Yemek masasının arkasında kitaplarla dolu bir kitaplık, yan tarafta piyano… Akşam yemeklerinde operaya ya da dilin hayatımızdaki anlamına dair ‘derin sohbetlerin’ yapıldığı bir İngiliz ailesi… Konu ve konuşmalar herdaim bir kakafoniye dönüşmekte. Herkesin durmadan bağrıştığı, birbirini kah sofistike tespitler kah avam ifadelerle ağır eleştirdiği bir aile. Ve kimsenin kimseyi gerçekten dinlemediği…


Billy(Bariş Görenen); biyolojik olarak ailenin asıl duymayanı. Sağırlığı doğuştan, ama bu mükemmelliyetçi aile, uysal ve zeki oğullarının ‘sağırmış’ gibi yaşamaması için elinden geleni yapmış. İşitme cihazı ve dudak okumadaki maharetiyle iletişim halinde Billy. Ta ki anne-babası sağır olan ve kendisi de yavaş yavaş sağırlaşan, ‘sağır toplumu’ içinde belli bir konuma gelmiş olan Sylvia ile tanışana kadar…

Oldukça yorucu ama bir okadar da düşündürücü bir oyun Kabileler…

 

Nina Raine, 2010 yılında verdiği bir röportajında, bebek bekleyen sağır bir çiftin doğacak çocuklarının da sağır olmalarını istemesi üzerine kurulu bir belgeseli izledikten sonra bu oyunu yazdığını söylüyor.

Her ailenin , kendi geleneğini birbirine aktarmaya kilitlenmiş birer kabile olduğundan hareketle yazmış oyunu, Raine. Her bir karakteri ayrı ayrı ustalıkla yazılmış bir oyun, ‘Kabileler’. Aile, dil, toplum içindeki farklı cemiyetler, toplumdaki alt kimlikler, birbirimizi dinlemek, anlamak ya da yok saymak üzerine izleyicisinde yoğun hisler yaratan, insanın en ayırt edici özelliği olan iletişim kurma yetisinin nasıl hasar gördüğüne dair düşündüren bir oyun.

Bu sezon devam edecekler mi bilmiyorum ama seneye bence tiyatro listenize ekleyin derim:)

KABİLELER
Yazan:
Nina Raine
Yöneten: Sami Berat Marçalı
Oyuncular: İbrahim Halaçoğlu, Ayşe Lebriz Berkem, Haydar Köyel, Gülce Oral, Barış Gönenen, Tuğçe Altuğ
Süre: 120 dk.

Tüy Kalemler-Quills

Etiketler

, , , ,

Zamanla gelişiyoruz…MU?

Erdal Beşikçioğlu’nun başrolde oynadığı ve yönettiği, hatta başrolü Burak Sergen’den aldığı için sansasyonel bir promiyerle sezona giren Tüy Kalemler oyununu izledim. Unique Hall’da sahnelenen oyunda görüyoruz ki 18.yüzyıldaki düşünce yapısı neyse 21.yüzyılda da o!!!!quills-tuy-kalemler

Marquis de Sade, Fransız aristokrat ve filozof, oyun Marquis’in akıl hastanesindeki dönemini işliyor. Hastaneyi bir peder yönetmekte. Marquis’in aykırı kalemi ve erotik içeriğine sansür getirme yöntemleri akıl alır gibi değil.

Düşünceye yasak olur mu? Düşünmek neden insanlığı hep bu kadar korkutmuştur? Korku, insanlığa neler yaptırmış?

Düşüncelerini kağıda dökmesin diye once tüy kalemlerini elinden almakla başlayıp, yetmeyince kanı ile yazmayı engellemek için parmaklarını kesmek, yetmeyince…..

Devamı için oyuna gidin derim…

Erdak Beşikçioğlu kadar Saygın Soysal’ın oyunculuğu da çok etkileyici, dekor ve koreografi de çok başarılı.

Oyuna mutlaka gidin derim…

Ufak bir not: maalesef son zamanlarda pek popüler olan sahneden duman püskürtme bu oyunda da fazlasıyla kullanılmış, tavsiyem çok önlerden almamanız yönünde

Yazan:Doug Wright
Yönetmen: Erdal Beşikçioğlu
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik: Onur Yüce – Cem Deliormanlı
Oyuncular :Erdal Beşikçioğlu, Gökhan Soylu, Saygın Soysal, Melisa Şenolsun, Işık Erdoğan, Diren Yurtseven, Onur Eroluş, Buğra Orhan, Beril Öztarakçı, Sena Kelahmet,
Metehan Aktaş, Ceren Aydın

Çay ? Kahve?

 

tea Kahve: mesafeli . Çay: samimi.
Kahve: ofis . Çay: iş çıkışı.
Kahve: politik . Çay: herkes
Kahve: bir an . Çay: bütün gün
Kahve: bakış açısı  Çay: bakış aşısı.
Kahve: ağaçtır. Çay: orman.
Kahve: ABD’dir. Çay: Karadeniz
Kahve: sınırlıdır  Çay: Sürekli .
Kahve: telvedir . Çay: dem.
Kahve: kafedir. Çay: meydan..coffee.gif

AFİYET OLSUN

Deniz Mavi’den alıntıdır.

Önyargı

Etiketler

, , , , , , ,

onyargı onyargıDün, benim gibi Avrupa sinemasını seven bir arkadaşımla “Başka Sinema” kapsamında Beyoğlu’nda “La Double Vie De Veronique” Veronique’in İkili Yaşamı filmine gittik. Enson Beyoğlu’nda sinemaya IF kapsamında gitmiştim, filme girmeden şöyle bir düşündüm… iyi ki hala ayaktalar diye…Aslında etrafımızdaki küçük cep sinemalarına kıyasla sinema gibi sinemalar, koltuklar belki yeniler kadar rahat değil ama ekran; minnoş sinemalar gibi evlerdeki dev ekranlardan bir tık daha büyük değil, tam bir sinema ekranı.

Film konusunda da birşeyler yazacağım ama asıl kaleme almak istediğim önyargı konusu…Önyargı konusunda zihnini terbiye etmeye çalışan biri olarak dün yaşadığım olay, zihnin formatlarını değiştirmenin çok da kolay olmadığını bir kez daha gösterdi.

Film bitti, salondan çıkıyoruz, bu arada koskoca salonda toplam 20 kişi yokuz. Yukarıda bahsettiğim gibi cep sinemaları için bile az olan seyirci sayısı büyük bir salonda deve de kulak! AAA AAAA ne görelim, fuayeye çıkışta iki kelli felli adam tekme tokat!!! etraftakiler ve tabii biz de şaşkın. Neyi paylaşamıyor o yaşta adamlar diye düşünüp hatta konuşmaya bile başlamak üzereyken dayak yiyen adam hafif dayılanıp, çekti gitti. Döven pozisyonundaki adam sinirini alamadı ve ne olduğunu anlatmaya başladı;

Meğer sinemadan çıkan genç, adamı şikayet etmiş. Adam, filmin bazı sahnelerinden tahrik olup! yada peşinen fazla kalabalık olmayan bir filmi tercih edip(burada yine yorum ve önyargı ekliyorum) yanında oturan ergeni okşamaya başlamış!!! Evet evet yanlış duymadınız, bu devirde İstanbul’un göbeğinde.

Şimdi merak ediyorum şuanda kaç kişi tacize uğrayanın bir kız olduğunu düşünüyor?

Hoooppp, ikinci önyargı devreye girdi(kendi adıma konuşuyorum). Meğer kurban seçilen 15-16 yaşlarında bir delikanlı!!!!

Peki filmin sonu ne oldu? seyrettiğim filmin değil yaşadığım filmin! Adam elini kolunu sallaya sallaya Beyoğlu İstiklal Caddesi’ne karıştı. Olayın ardından düşündüm, dayak mıydı yapılması gereken? Yada yeter miydi? Peki ne yapılabilirdi? Kime götüreceksin? Böyle deli sorularla kafam meşguliyetini hafiflettiğinde ise önyargılarımı düşündüm. Zihin nasıl bir mekanizma, nasıl kontrolsüzce fikir üretiyor. Kendi adıma üzüldüm, demek ki daha çok çalışmak gerekiyor.

Gelelim filme:)

Genç ve güzel Véronique Paris’te yaşar; yine genç ve güzel Weronika ise Varşova’da. Ortak hiçbir noktaları yoktur, birbirlerini tanımazlar. Ama aynı adı taşıyan bu iki kadın, birbirlerinin tıpatıp benzeridir.(ikiz kadar) Hayatlarını birbirlerinden habersiz ama yine de varlıklarını gizemli biçimde hissederek yaşarlar.
Krzysztof Kieślowski’nin en önemli filmlerinden olan Véronique’in İkili Yaşamı, çekilmesinden 25 yıl sonra Türkiye’de ilk kez gösterimde.

 

 

Buzlu Meyve Kokteyli

Etiketler

, , , , , ,

icedYazın sıcağında sıcak çay yada kahvedense soğukları tercih eder olduk. Geçenlerde çay’cı:) bir arkadaşım baktım arka arkaya icetea tüketiyor. Benim de tercihim buzlu americano oldu doğrusu. Türk kahvemi içmiştim ama:)

Yine bir arkadaşımın ikramı ile keşfettiğim çok ferahlatıcı bir yaz içeceğini paylaşmak istiyorum. Hem sağlıklı hem kolay hemde leziz…

Malzemeler:

2 kalınca dilim kavun

2 adet şeftali

bol buz

Yapılışı: Okumaya devam et

Patlıcanlı Tart

Etiketler

, ,

tart3Malzemeler:

Hamur için;

10 çorba kaşığı veya 210 gr un

125gr.becel(eritilecek)

1 yumurta

2 çorba kaşığı yoğurt

1 paket kabartmatozu

iç malzeme;

750gr patlıcan

az zeytinyağ

1 büyük soğan

1 çay kaşığı tuz

az karabiber

taze kaşar rende

Sosu;

1 çay bardağı süt

1 adet yumurta

Yapılışı;

Patlıcanlar kuşbaşı doğranıp hazırlanır, soğan azbir zeytinyağda ile öldürülür, patlıcanların rengi dönünceye kadar pişirilir, tuz ve karabiber eklenir. Soğumaya bırakılır.

Hamur yağlanmış borcama yayılır, hazırlanan içi üzerine konur, üzerine kaşar rendelenir.

tart1

tart2

 

 

 

 

 

 

 

 

(bir gün evvelden yapılabilir) üzerine stretch film gerilip, buzdolabında saklanabilir.

Pişirmeden 1 saat önce dolaptan çıkarmak gerekir. Fırına atmadan üzerine 1 yumurtayı süt ile çırpıp hazırlanan sosu dıştan içe gelecek şekilde yedirilir.

180 derecede 30-40 dakikada pişer.

Afiyet olsun…