19 Ağustos Cumartesi*Fırın Anatolia*Mısır*Ordan Burdan Şurdan

Etiketler

, , , , , ,

Ne zamandır birşeyler yazmadığımı düşündüm biraz evvel…Evimin arka sokağında açılan yeni nesil bir artizan fırınına –Fırın Anatolia– ekmeğimi almaya gittim, çantamda bu sabah arkadaşımdan ödünç aldığım Göbeklitepe kitabımda olunca, gitmişken oturup bir de çay içmeye karar verdim. Bu fırın açıldığından beri ekmeğimi buradan alıyorum, %100 çavdar ekmeğini sırf benim için üretiyorlar:) Birgün evvel arayıp sipariş veriyorum, taze ve istediğim kıvamdaki ekmeğim dedikleri saatte hazır.

Piyasada %100 çavdar üretilmiyor, bu fırına da ilk sorduğumda çok tıkıs, yoğun olur arasına çiya tohumu yada keten tohumu karıştıralım dediler, ben istemedim. İşlerini özenle ve sevgiyle yapıyorlar. ilk sipariş sonrası Erdin Bey, geribildirimimi rica etti, biraz daha pişirip kabuğunu biraz daha sertleştirebileceklerini, içini daha nemli yada kuru isteyip istemediğime göre ayarlayabileceğini söyledi. Kadıköy Ömerpaşa sokağa yakın oturanlara tavsiye ediyorum, sadece ekmekleri değil, tüm ürünler başarılı, glutensiz ürettikleri kırıkkırak tam çay yanına atıştırmalık.

Oturdum bir masaya, püfür püfür esiyor, çay yanında da kırıkkırak dedikleri gevrekten sipariş verdim. Elimdeki cep telefonundaki flightradar programından arada kardeşlerimin uçağını takip edip, yanımdaki kitabı okurken aklıma bir arkadaşım geldi, keşke dedim İstanbul’un öteki ucunda olmasaydı da ona alo deseydim, hadi kalk gel, beraber içelim çayımızı kıralım belini bir iki lafın diyebilseydim…Mesaj attım, kulaklarının kimden çınladığını bilsin diye:)

İki sayfa okudum, uçağa baktım, 10 sayfa okudum uçağa baktım ve saat 17:15 TK8060 Kahire’ye indi. Keşke turistik bir gezi için gidiyor olsalardı, ne güzeldir gezmek için uçmak ama sonra yuvaya dönmek. Minnoşlarım yaşamaya gidiyorlar, yeni bir düzene, yeni bir eve, yeni bir yaşama… 12 yıl önce İstanbul’dan İzmir’e gidişleri geldi aklıma, tuhaf bir duygu, insanın içini buruyor. İlk zamanlarda 15 günde bir Cuma gece uçağı ile İzmir’e uçup, Pazar geceyarısı dönüyordum. Sanıyordum ki bu geçici bir süre, 2 sene, 3 sene, bilemedin 5 sene. Değilmiş meğer, geçti 12 sene. Geçmekle kalmadı, 500 km mesafe çıktı 2.590 km.’ye!!

Bu sabah sevdiğim bir arkadaşımla kahvaltıya buluştuk, dün ablasının vefatının 3.yıldönümü idi, onunla sohbetimiz sırasında bizimkiler de uçuşun ilk etabını (İzmir-İstanbul arasını) tamamlıyorlardı. İçimin burukluğunu karşımda oturan arkadaşımın hüznünü düşünmek öyle bir sağalttı ki… Düşündüm; uzaklık sevimsiz ama katedilebilir bir uzaklık. İnsan alışıyor, uzaklığa, ayrılığa, güzelliğe, çirkinliğe, sevgiye, kaosa, v.s. Alışmak zorunda olduğumuz şeyler, güzellikten, mutluluktan yana olsun.

Güzel bir Cumartesi akşamı olsun.

Güzel başlangıçlar olsun.

Güzellikler hep daha fazla olsun.

 

KABİLELER- DAS DAS TİYATRO

Etiketler

, , , , , ,

Dün akşam arkadaşlarımla, Watergarden bünyesinde bu sene açılan DASDAS Sahne’de seyirci ile buluşan, Kabileler adlı oyuna gittim. Yeni nesil tiyatro salonlarına alıştım, Moda Sahnesi’nde olduğu gibi oyuncular ve seyirci daha bir yakın, daha içiçe. Watergarden eğlence ve yemek alanının içindeki Nostalji Sokağından devam edince DasDas Sahneye ulaşıyorsunuz. Sadece tiyatro oyunları değil, konser ve seminerler içinde kullanılan bir yer yaratmışlar.

Kabileler oyununa gelince; İkinci Kat’ın yeni oyunu günümüz iletişim sorunsalını çok farklı bir perspektiften çok farklı işleyerek ele almış.

Ağır çekimde büyük bir yemek masası etrafında oturmuş 5 kişilik bir aile yemeği sahnesiyle başlıyor hikâye. 20 li yaşlarda bir genç kız ve 2 erkek çocuk, çocuklardan biri agresif, aslında biri hariç ikisi de agresif, diğer erkek çocuk ise çok suskun, nedenini oyun ilerledikçe anlıyoruz. Yemek masasının arkasında kitaplarla dolu bir kitaplık, yan tarafta piyano… Akşam yemeklerinde operaya ya da dilin hayatımızdaki anlamına dair ‘derin sohbetlerin’ yapıldığı bir İngiliz ailesi… Konu ve konuşmalar herdaim bir kakafoniye dönüşmekte. Herkesin durmadan bağrıştığı, birbirini kah sofistike tespitler kah avam ifadelerle ağır eleştirdiği bir aile. Ve kimsenin kimseyi gerçekten dinlemediği…


Billy(Bariş Görenen); biyolojik olarak ailenin asıl duymayanı. Sağırlığı doğuştan, ama bu mükemmelliyetçi aile, uysal ve zeki oğullarının ‘sağırmış’ gibi yaşamaması için elinden geleni yapmış. İşitme cihazı ve dudak okumadaki maharetiyle iletişim halinde Billy. Ta ki anne-babası sağır olan ve kendisi de yavaş yavaş sağırlaşan, ‘sağır toplumu’ içinde belli bir konuma gelmiş olan Sylvia ile tanışana kadar…

Oldukça yorucu ama bir okadar da düşündürücü bir oyun Kabileler…

 

Nina Raine, 2010 yılında verdiği bir röportajında, bebek bekleyen sağır bir çiftin doğacak çocuklarının da sağır olmalarını istemesi üzerine kurulu bir belgeseli izledikten sonra bu oyunu yazdığını söylüyor.

Her ailenin , kendi geleneğini birbirine aktarmaya kilitlenmiş birer kabile olduğundan hareketle yazmış oyunu, Raine. Her bir karakteri ayrı ayrı ustalıkla yazılmış bir oyun, ‘Kabileler’. Aile, dil, toplum içindeki farklı cemiyetler, toplumdaki alt kimlikler, birbirimizi dinlemek, anlamak ya da yok saymak üzerine izleyicisinde yoğun hisler yaratan, insanın en ayırt edici özelliği olan iletişim kurma yetisinin nasıl hasar gördüğüne dair düşündüren bir oyun.

Bu sezon devam edecekler mi bilmiyorum ama seneye bence tiyatro listenize ekleyin derim:)

KABİLELER
Yazan:
Nina Raine
Yöneten: Sami Berat Marçalı
Oyuncular: İbrahim Halaçoğlu, Ayşe Lebriz Berkem, Haydar Köyel, Gülce Oral, Barış Gönenen, Tuğçe Altuğ
Süre: 120 dk.

Tüy Kalemler-Quills

Etiketler

, , , ,

Zamanla gelişiyoruz…MU?

Erdal Beşikçioğlu’nun başrolde oynadığı ve yönettiği, hatta başrolü Burak Sergen’den aldığı için sansasyonel bir promiyerle sezona giren Tüy Kalemler oyununu izledim. Unique Hall’da sahnelenen oyunda görüyoruz ki 18.yüzyıldaki düşünce yapısı neyse 21.yüzyılda da o!!!!quills-tuy-kalemler

Marquis de Sade, Fransız aristokrat ve filozof, oyun Marquis’in akıl hastanesindeki dönemini işliyor. Hastaneyi bir peder yönetmekte. Marquis’in aykırı kalemi ve erotik içeriğine sansür getirme yöntemleri akıl alır gibi değil.

Düşünceye yasak olur mu? Düşünmek neden insanlığı hep bu kadar korkutmuştur? Korku, insanlığa neler yaptırmış?

Düşüncelerini kağıda dökmesin diye once tüy kalemlerini elinden almakla başlayıp, yetmeyince kanı ile yazmayı engellemek için parmaklarını kesmek, yetmeyince…..

Devamı için oyuna gidin derim…

Erdak Beşikçioğlu kadar Saygın Soysal’ın oyunculuğu da çok etkileyici, dekor ve koreografi de çok başarılı.

Oyuna mutlaka gidin derim…

Ufak bir not: maalesef son zamanlarda pek popüler olan sahneden duman püskürtme bu oyunda da fazlasıyla kullanılmış, tavsiyem çok önlerden almamanız yönünde

Yazan:Doug Wright
Yönetmen: Erdal Beşikçioğlu
Koreograf: Binnaz Dorkip
Müzik: Onur Yüce – Cem Deliormanlı
Oyuncular :Erdal Beşikçioğlu, Gökhan Soylu, Saygın Soysal, Melisa Şenolsun, Işık Erdoğan, Diren Yurtseven, Onur Eroluş, Buğra Orhan, Beril Öztarakçı, Sena Kelahmet,
Metehan Aktaş, Ceren Aydın

Çay ? Kahve?

 

tea Kahve: mesafeli . Çay: samimi.
Kahve: ofis . Çay: iş çıkışı.
Kahve: politik . Çay: herkes
Kahve: bir an . Çay: bütün gün
Kahve: bakış açısı  Çay: bakış aşısı.
Kahve: ağaçtır. Çay: orman.
Kahve: ABD’dir. Çay: Karadeniz
Kahve: sınırlıdır  Çay: Sürekli .
Kahve: telvedir . Çay: dem.
Kahve: kafedir. Çay: meydan..coffee.gif

AFİYET OLSUN

Deniz Mavi’den alıntıdır.

Önyargı

Etiketler

, , , , , , ,

onyargı onyargıDün, benim gibi Avrupa sinemasını seven bir arkadaşımla “Başka Sinema” kapsamında Beyoğlu’nda “La Double Vie De Veronique” Veronique’in İkili Yaşamı filmine gittik. Enson Beyoğlu’nda sinemaya IF kapsamında gitmiştim, filme girmeden şöyle bir düşündüm… iyi ki hala ayaktalar diye…Aslında etrafımızdaki küçük cep sinemalarına kıyasla sinema gibi sinemalar, koltuklar belki yeniler kadar rahat değil ama ekran; minnoş sinemalar gibi evlerdeki dev ekranlardan bir tık daha büyük değil, tam bir sinema ekranı.

Film konusunda da birşeyler yazacağım ama asıl kaleme almak istediğim önyargı konusu…Önyargı konusunda zihnini terbiye etmeye çalışan biri olarak dün yaşadığım olay, zihnin formatlarını değiştirmenin çok da kolay olmadığını bir kez daha gösterdi.

Film bitti, salondan çıkıyoruz, bu arada koskoca salonda toplam 20 kişi yokuz. Yukarıda bahsettiğim gibi cep sinemaları için bile az olan seyirci sayısı büyük bir salonda deve de kulak! AAA AAAA ne görelim, fuayeye çıkışta iki kelli felli adam tekme tokat!!! etraftakiler ve tabii biz de şaşkın. Neyi paylaşamıyor o yaşta adamlar diye düşünüp hatta konuşmaya bile başlamak üzereyken dayak yiyen adam hafif dayılanıp, çekti gitti. Döven pozisyonundaki adam sinirini alamadı ve ne olduğunu anlatmaya başladı;

Meğer sinemadan çıkan genç, adamı şikayet etmiş. Adam, filmin bazı sahnelerinden tahrik olup! yada peşinen fazla kalabalık olmayan bir filmi tercih edip(burada yine yorum ve önyargı ekliyorum) yanında oturan ergeni okşamaya başlamış!!! Evet evet yanlış duymadınız, bu devirde İstanbul’un göbeğinde.

Şimdi merak ediyorum şuanda kaç kişi tacize uğrayanın bir kız olduğunu düşünüyor?

Hoooppp, ikinci önyargı devreye girdi(kendi adıma konuşuyorum). Meğer kurban seçilen 15-16 yaşlarında bir delikanlı!!!!

Peki filmin sonu ne oldu? seyrettiğim filmin değil yaşadığım filmin! Adam elini kolunu sallaya sallaya Beyoğlu İstiklal Caddesi’ne karıştı. Olayın ardından düşündüm, dayak mıydı yapılması gereken? Yada yeter miydi? Peki ne yapılabilirdi? Kime götüreceksin? Böyle deli sorularla kafam meşguliyetini hafiflettiğinde ise önyargılarımı düşündüm. Zihin nasıl bir mekanizma, nasıl kontrolsüzce fikir üretiyor. Kendi adıma üzüldüm, demek ki daha çok çalışmak gerekiyor.

Gelelim filme:)

Genç ve güzel Véronique Paris’te yaşar; yine genç ve güzel Weronika ise Varşova’da. Ortak hiçbir noktaları yoktur, birbirlerini tanımazlar. Ama aynı adı taşıyan bu iki kadın, birbirlerinin tıpatıp benzeridir.(ikiz kadar) Hayatlarını birbirlerinden habersiz ama yine de varlıklarını gizemli biçimde hissederek yaşarlar.
Krzysztof Kieślowski’nin en önemli filmlerinden olan Véronique’in İkili Yaşamı, çekilmesinden 25 yıl sonra Türkiye’de ilk kez gösterimde.

 

 

Buzlu Meyve Kokteyli

Etiketler

, , , , , ,

icedYazın sıcağında sıcak çay yada kahvedense soğukları tercih eder olduk. Geçenlerde çay’cı:) bir arkadaşım baktım arka arkaya icetea tüketiyor. Benim de tercihim buzlu americano oldu doğrusu. Türk kahvemi içmiştim ama:)

Yine bir arkadaşımın ikramı ile keşfettiğim çok ferahlatıcı bir yaz içeceğini paylaşmak istiyorum. Hem sağlıklı hem kolay hemde leziz…

Malzemeler:

2 kalınca dilim kavun

2 adet şeftali

bol buz

Yapılışı: Okumaya devam et

Patlıcanlı Tart

Etiketler

, ,

tart3Malzemeler:

Hamur için;

10 çorba kaşığı veya 210 gr un

125gr.becel(eritilecek)

1 yumurta

2 çorba kaşığı yoğurt

1 paket kabartmatozu

iç malzeme;

750gr patlıcan

az zeytinyağ

1 büyük soğan

1 çay kaşığı tuz

az karabiber

taze kaşar rende

Sosu;

1 çay bardağı süt

1 adet yumurta

Yapılışı;

Patlıcanlar kuşbaşı doğranıp hazırlanır, soğan azbir zeytinyağda ile öldürülür, patlıcanların rengi dönünceye kadar pişirilir, tuz ve karabiber eklenir. Soğumaya bırakılır.

Hamur yağlanmış borcama yayılır, hazırlanan içi üzerine konur, üzerine kaşar rendelenir.

tart1

tart2

 

 

 

 

 

 

 

 

(bir gün evvelden yapılabilir) üzerine stretch film gerilip, buzdolabında saklanabilir.

Pişirmeden 1 saat önce dolaptan çıkarmak gerekir. Fırına atmadan üzerine 1 yumurtayı süt ile çırpıp hazırlanan sosu dıştan içe gelecek şekilde yedirilir.

180 derecede 30-40 dakikada pişer.

Afiyet olsun…

 

 

EV’VEL ZAMAN / HOUSE UPON A TIME

Etiketler

, , ,

Dün İKSV’de tiyatro festivali kapsamında Ev’vel Zaman adlı oyuna babama davetiye vermişler, annem biraz rahatsız olunca, benim kendisine eşlik etmemi istedi. İyi ki istemiş, oyuna bayıldım. Hem oyunun senaryosu çok güzel yazılmış, hem son derece basit dekor çok fonksiyonel kullanılmış, hemde oyuncular çok iyi sahnelemişler. Oyunun içeriğine girmeden önce, neden davetiye ile oyunu seyrettiğimizi anlatacağım; son zamanlarda etrafımızda kabusa dönüşmüş olan bir durumdan başlayacağım konuya! Hafriyat kamyonları yüzünden trafikte takılıp kaldığımız, çimento kamyonlarının uğul uğul gürültüsü nedeniyle evinizde sakin sakin oturamadığınız, yıkımlar sırasında havaya bulaşan toz ve gazlardan kimbilir ne kadar zehirlendiğimiz belli olmayan bir ortamın adına Kentsel Dönüşüm denmekte. Neye dönüşüyoruz???

IMG_9968Kentsel Dönüşüm adı altında rantsal çözülüm sağlanan bu aksiyon bölgesel olarak ise tam bir katakulliye çevrilmiş durumda, Kadıköy bölgesinde müteahhitlerle ağırlıklı toprak karşılığı anlaşma ile binaların yenilenmesinin haricinde zemini en sağlam kayalık yerleri çürük gibi göstererek insanları yerinden GÖÇ ettirmeye vardıracak bir kandırmaca. Konuyu babamın dernek başkanlığı yaptığı Pendik Batı Mahallesi Dayanışma Derneği’nin çalışmaları, direnişleri ve neyseki Danıştay’a açılan davayı kazanmaları ile yakından takip etmekteyim. Tiyatro oyunu ile Kentsel Dönüşüm konularının bağlantısı ne diyorsanız, işte dün izlediğim oyun bu dönüşüm karmaşasını iki kızkardeşin hikayesi çerçevesinde anlatmakta. Oyunun yazarı Gülce Uğurlu, oyunun senaryosunu yazma aşamasında babam ile sohbet edip, neler olup bittiğini ilk kaynaktan öğrenmiş, sohbete oyuncular; Funda Eryiğit, Esme Madra ve Bedir Bedir de katılmışlar. Bu arada konudışı ama entresan bir bilgi de Gülce Uğurlu’nun kızkardeşinin doğumunu da babamın yaptırmış olması:) Nerdeeen, nereyeee dedirten bir karşılaşma.IMG_9962

Oyunlarını sergiledikleri 20.İstanbul Tiyatro Festivali çerçevesinde sergilemeye başladıklarında da babamı oyuna davet etmişler. Hazırladıkları broşürde de teşekkür bölümüne Erol Ercan’ı yazmayı da ihmal etmemişler, çok gurur duydum. Sanatla ilgilenen, sanata yakın olan insanların duyarlılığı bambaşka. Oyun sezonda büyük ihtimalle Moda Sahnesi’nde gösterimine devam edecek, tavsiye ederim.

ÖZET: İstanbul’un merkezinde, şimdiki zamanın kıyısında bir evde yaşayan orta sınıf bir aile…”Kentsel Dönüşüm” giderek hızlanmakta, tüm bir kentin hafızasını mekansızlığa mahkum etmektedir. Geçmişin yeni/de/n başladığı, geleceğin şimdi/de/n bittiği vakitler…Gündelik dertlerine gömülmüş olan karakterler tıpkı Anton Çehov’un tarihin dönüm noktasında yer alan Vişne Bahçesi’nde olduğu gibi değişimin bu denli yakında, hızlı, ve kuralsızca olduğunu kavramakta güçlük çekerler. Önceden hep varoşlardakinin başına gelen ve refleksiz kaldıkları, artık kapılarına dayanan bu gerçeklik, onları köklerinden ayrılmaya zorlamaktadır.

 

Şipşak – Uyduruk Tiramisu

Etiketler

, , , , , , ,

tiramisuBütün gün sokakta olup, ertesi gün misafir ağırlayacak olunca herşeyin şipşağına kayıyor insan mecburen:)

Yarın gelecek arkadaşlarım için ne tatlı yapayım dedim, baktım dr.oetker pişmeyen tiramisu karışımı çıkartmış, belki çoktandır varda ben kullanmamışımdır…Neyse denedim bakalım ne çıkacak?!

Aslında yarın denedikten sonra yazmak lazım ama neyse şimdi oturup herkes bu tarifi yapacak değil ya. Eğer yarın yedikten sonra beğenmezsek, silerim bu sayfayı. Yayın tarihi belli, bu tarihten birkaç güne kadar kalkmamışsa, yapılabilir birşey olmuştur, ani misafir için elinizin altında malzemeyi bulundurun derim….

Başlığı okuyanlar benim için ne biçim evsahibi diyebilirler ama benim evime gelenler can dostlarımdır, onlar bilirler, ben onlara birşey yapıyorsam sevgi ile yapıyorumdur, uyduruk kaydırık, olsun, sohbetimiz samimi, beğenmezsek yemeyiz olur biter:)

Bu arada, poşetin arkasındaki tarifi birebir uygulamadım, yoksa tarif bu blogda olmazdı:) Porsiyonluk kaplarda yaptım, servisi daha şık oluyor, ben biraz ıslak sevdiğim için borcamdan çıkartmaktan da daha kolay oluyor. Okumaya devam et